Neden kimseye yıllık yazamıyorum?

Yazmayı seviyorum.

Yazmaya başladığımda; yaşadığımı hatırlatıyorum kendime, yaşamanın o kadar da sıkıcı olmadığını… Asıl sorun şu ki, klavyenin başına geçip düşüncelerimi düzenlemeye başlayınca öyle odaklanıyorum ki parmaklarımın ucunda tıkırdayan tuşlara, odamın içinde kayboluyorum aynı zamanda. Kendi duygularım içinde boğulmaya başlıyorum. Hırslanıyorum... Var olduğunu bildiğim sınırlarımı tanımadığımı fark ediyorum; ve ellerim merhametsiz bir zihnin esiriymiş gibi titreyerek tuşların üzerinde dolaşıyor. Kocaman bir odada olduğumu hissediyorum, her tarafımda etrafa saçılmış ve asılmış kelimeler duruyor. Tek yapmam gereken, tatmin olana dek onları teker teker yakalamak ve kullanmak...

Yazdığım zaman, acıktığımı hissediyorum. Daha fazla düşünce, daha fazla duygu ve daha fazla kelime istiyorum. Her harfin pikselleri monitörüme yansıyıp kelimeleri oluşturmaya başlayınca kalbim daha hızlı çarpmaya başlıyor. Hatırlıyorum, şöyle demişti Fransız bir yazar; "Dikkatli ol. yazarken birilerini incitebilirsin. Daha da kötüsü, kendini incitebilirsin." Bunun oluşunu gerçekten görmek isterim. Kelimelerimin birinin kalbine saplanmasını, ve düşüncelerimin bir başka zihne hükmetmesini istiyorum. Düşünsenize, nasıl da zor fark edilir ama çok güçlü bir şey olurdu bu.

Her yazmaya başladığımda, kendi cephemi yaratıyor ve kendi savaşımı başlatıyorum. Ve neticede kendi eserimin içinde kayboluyorum. Kurduğum her tuzağa yakalanıyor ve yarattığım her düşmanla savaşmak zorunda kalıyorum. Bazen, kullandığım kelimelerin arkasına saklanıyor ve dinleniyorum. Öyle zamanlar oluyor ki, kendi kelimelerimin ihanetine uğradığımı düşünüyorum. Ama diğer zamanlarda, ben de onlara ihanet ediyorum ve düşmanımın tarafına geçiyorum. O cephede kalmak beni güçlendiriyor, cesaretlendiriyor, hassaslaştırıyor. İtiraf etmeliyim ki yoruluyorum. Ama gittikçe şiddetlendiğini, canlandığını hissediyorum. Ve bu geçiş anında, artık kendimi tanıyamıyorum. Düşüncelerimin tüm kontrolünü ele geçirmiş bir başkası oluyorum sanki. Ve sonra, tasarılarımın içinde vurgun yemişe dönüyorum.

Çoğu insan için, yazmanın en zor kısmı nasıl başlayacağını bulmaktır. Benim için, nasıl bitirebileceğime karar vermek sorun. Koyduğum her nokta beni yeni bir cümleye zorluyor. Bir tür bağımlılık bu. Birkaç kez tadına bakmak yeterli olmuyor, daha fazlasını istiyorum.

Şimdi, bir şeyi açığa çıkarmak zorundayım... Yine kaybolmuş durumdayım. Devam etmeli miyim? Yoksa burada yeni bir sonu mu başlatmalıyım?

Bir düşüneyim...

MaXCoDeR